ayhan's profileayhan adlı kullanıcının ...PhotosBlogGuestbookMore Tools Help

ayhan adlı kullanıcının alanı

Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
November 21

birgün okurmusun bu yazıyı

Bir Gün Okurmusun Bu Yazıyı ?
       Bir gün hayatımdan ördürürcesine çıkacaksın.
ve ben seni hep son günkü halinle hatırlayacağım.seni en güzel halin neydi diye düşünüyorum.
Ve içimden bir ses yıllar öncesine götürüyor beni ...
       Seni her halükarda içimde hissedebiliyorum.
İşte olayımın en güzel yanı bu.
Sen ne kadar anlayabilirsin bilemiyorum.
Ama benim gibi her şeyden ve herkesten uzak bir hayatın olmasaydı bunun ne demek olduğunu anlardın.
Seni anlıya biliyorum sevdiklerin ve sana destek veren herkesin yanında ağlamak bile senin doğal.
Benim için lüks olan her şey sana doğal geliyor.
       Şimdi yatıyorsundur.
Bir sigara yakmış yatağının ucunda yaşadıklarını ve benim sana söylediklerimi ve hatta yaşadıklarının bir hata olduğunu düşünüyorsundur.
Kanayan yarayım senin için biliyorum.
Bir hata.
Bir yanlış.
Oysa sadece sevmiştim seni.
Hala aklımın bir ucundan çıkmıyorsun.
Son kez çıkmayan olacaksın.
Seni asla unutmayacağım.
Yerlerde sürünüp yok olsam, evlenip çocuk sahibi olsan ve adım bir yana, dünyada olduğumu unutsan ben yine bıraktığın yerde olacağım.
       Parktaki çocuklara bakıp seni yaşayacağım.
Söküp atmam gerek içimden seni.
Hayatımın kalanını sensiz yaşamayı öğrenmeliyim.
Ve öyle ki hiç sızlamamalı içim seni gördüğümde.
Sen utanmalı, sen başını eğmelisin.
Yaptıklarından utanmalı, iliklerine kadar üşümelisin yazın kavurucu sıcaklığında...
       Ama olmaz bunu sana yakıştıramam.
Sen bunları yaşamamalı, görmemelisin.
Korkma yavrucuğum ben gizli bir köşeden seyreder sonra usulca kaybolurum.
Sen hiç görmezsin beni.
Belki bir gün ortak bir tanıdığımızdan haberlerimi alırsın.
Olur da hakkımda kötü bir şeyler duyarsan ne olur kulak asma yalandır mutlak.
Senin üzülmen için söylenmiştir.
       İçim yanıyor kimseye anlatamıyorum.
Hoş sen bile anlayamadıktan sonra kim anlasın.
Bana güldüklerini biliyorum bunu iliklerime kadar biliyorum.
Varsın olsun, gülsünler, ben biliyorum içimdekileri.
Yorgun bedenimi yıldızlara taşıyacaklar bu benim en mutlu günüm olacak.
Sevdiklerimi oradan görebileceğim.
Bir kahve telvesi, bir sigara dumanı kadar yakın olacağım sana.
Sana ve sevdiğim tüm insanlara.
       Son bir sevgi son bir mutluluk yakaladım seninle, belki de çok kısaydı kimileri için.
Nereden bilsinler benim için bir ömre bedel olduğunu.
Ben gözlerimde yaşadım bu aşkı ve yine gözlerimde bıraktım umutlarımı.
Bunları bir gün okuyacak mısın? Okurken ağlayacak mısın bilemiyorum.
Ama beni anlayabilmen için çok zaman geçmesi gerekiyor belki yüzyıllar.
Yalnızları oynuyorum sen bile farkında olmadan.
İşte ben buyum, kimsenin istemediği, kimsenin anlamadığı.
Anlamak istemediği.
Uykuların en tatlısı senin için olsun canımın içi...
October 14

Giderken Yüreğimi Bana Bırak.........

Giderken Yüreğimi Bana Bırak.........

Birbirinden uzak iki farklı şehirde, kaderin zaman ve mekân dinlemeden birbirine yaklaştırdığı, yaşamın tüm zorluklarına inat kendimize sevda dolu küçücük bir dünya yaratmış iki canız biz.

Sevdik; Sevildik; Beraber ağlayıp beraber güldük.

Ne çok şey paylaştık seninle yan yana olamasak bile. Bil ki! Çok sevdim seni...

Varlığına hasret bırakan yokluğunu sevdim, Göremediğim gözlerini, dokunamadığım tenini, öpemediğim dudaklarındaki tebessümü sevdim.

Seninle üzülmeyi, seninle sevinmeyi sevdim...

Her sabah yokluğunla harmanlanan günü yaşamayı sevdim.

Gecenin kör karanlığında adını haykırarak kan ter içinde uyanmayı, üzerime yağan yağmuru, tenimi bıçak gibi kesen soğuğu sevdim.

Seni sen olduğun, beni ben yaptığın için sevdim.

Yanımda olmadığın her bir gün için bir tohum ektim yüreğime ve şimdi binlercesi yeşile bürünebilmek için senin gelişini beklemekte..

Biliyorum; Söylemiştin.

Geleceksin! Ve Geldiğinde yüreğimi esir edip yüreğine, tekrar gideceksin.

Olsun, senden gelecek ne varsa razıyım.

Yeter ki gel...

Geldiğinde, yüreğime ektiğim her bir tohum, filizlenerek bir orman misali tüm bedenimi kaplayacak ve yeşilin getirdiği huzura kavuşan yüreğim yaşamak, var olmak nedir tekrar anlayacak.

Umudumu bağladığım karanlık yollar aydınlanacak, güneş bir başka doğacak.

Ve işte o gün aynı toprağa ayak basıp, aynı yollarda yürüyeceğiz, aynı iskeleye oturup, martılara el sallayacağız.

Gün batımında, sevdamızın rengi gibi kızıla bürünen ayı denizin karanlık sularında söndürüp, yıldızları avucumuzda kaydıracağız; Sonra; Sonra acı son tekrar başlayacak ve sen yine gideceksin.

Biliyorum bu gelişler ve gidişler hiç bitmeyecek; Yüreğime dokunan yüreğin, bütün benliğimi kor kor yakacak ve içli bir kemanın tellerinde dile gelen nağmeler gibi yüreğim çaresizce sızlayacak.

Tüm bedenim alev alev mahşer yeri gibi yanacak, sevdadan yana ne varsa kül olacak ve toz duman bütün bedenime savrulacak.

Aklıma her düştüğünde göz pınarlarımdan süzülen siyah inci taneleri çime düşecek senden diye… Hasretinle yanıp kavrulmuş bedenim dirilecek sana sunmak için kendini… Sevmelerin, sevişmelerin, sensizken içime gömdüğüm sessiz çığlıklarım, seni beklerken zamana esir olmuş dakikalarım, hepsi senin olsun; kirpiklerimde asılı kalan yaşadığım sevdamın hatırına…

Sevda ateşi düştü mü bir kere gönüllere, önünde durulabilir mi söyle...

İrtibat kesilir tüm olan bitenle ve endeksleniverir her şey olanca ağırlığıyla...

Hummalı derin duygulara, yarin o gül bakışlarına, kadife tenine, kokusuna, bir gülüşüne, bir bakışına.... Hani kendini unutturmayan bir baş ağrısı, bir diş zonklaması gibi hep hatırlatır artık kendini... Aklınızın bir köşesindedir hep her ne yapıyorsanız yapın, her nerede olursanız olun....

Oysa daha dün zevkle gittiğiniz yerler yabancı gelmeye başlar onsuz size, yediğiniz içtiğiniz şeylerin tadı tuzu kalmamıştır onunla paylaşılmıyor diye...

Hep bir plan hep bir hazırlık halleri vardır O'nu tekrar görmek, O’nunla yeniden zaman geçirebilmek ve bir şeyler paylaşabilmek için...

Bir sabah kalktığınızda aynaya bakarsınız ki artık aynada yansıyan yüz size ait değildir..

Çünkü baktığınız her yerden yar size bakarken artık kendinizi görmeniz mümkün değildir...

Sokaklardaki herkesin yüzünde ona dair bir şeyler ararsın...

O an karşılaşmak gibi bir ihtimalin olmayacağını bilmene rağmen sanki birden, yolda karşına çıkacakmış gibi heyecanla sağa sola bakarsın...

Balkonda oturmuş gecenin kör vakitlerinde, sigaranın her nefesinde ciğerlerine çekerken aşkını sevdanı imkansız olduğunu bile bile sanki çıkıp gelecekmiş gibi gözünü yoldan ayıramazsın....

Uykuyu haram kılmıştır gözlerin ve bir gece bekçisi gibi tavanda asılı kalmıştır gözlerin...

Yüreğini derin bir hasret kaplamış ve sanki her geçen gün daha da derine batan bir hançer gibi kanatmadan ama inceden inceye sızlatarak işgalini sürdürmeye devam etmektedir..

Sadece bir dakikacık dahi olsa görebilmek,
 öpüp koklayabilmek için razısındır bir çok şeyi feda etmeye....

O kadar yakında hissedersin ki O'nu şah damarın gibidir...

Yürek atışın olmuştur ve artık nabzın gibi bileklerinde taşıyorsundur onu...

Artık hiçbir şey eskisi gibi değildir, çünkü artık sende seni değil sen de onu taşıyorsundur....

Ve gözün gibi bakmak durumundasındır artık kendine..

Sağa sola bile çarpmamaya itina gösterirsin kazara dahi olsa, ya içindeki O'na bir şey olursa? Sapasağlam olman lazımdır ki içindeki O, hep yeşersin mağrur bir çiçek gibi gönül bahçende....

Belki yiyecek bir lokman, alacak bir hırkan dahi yokken Karun kadar zenginsindir sevgisiyle....

Ve gözünde hiçbir şeyin kıymeti yoktur ondan öte....

Öyle güçlüsündür ki al şu kazmayı kaldır şu dağı deseler Ferhat’tan öte bir Ferhat gücü peydahlanır içinde..

susadım dese avuçlarında su taşırsın kilometrelerce..

bir damla göz yaşına yakasın yıkasın gelir dünyanın alayını..

Sevmek! Herkesin dilinde sakız gibi dolanan sevmek...
en çok seven benim, benim gibi kimse sevemez demek..
Öyle kolaydır ki..
Ama yiğitlik söylemekte değil, seviyorum dediğin gibi de sözünün ardında durabilmektedir...
Sevdayı yaşatacaksın, hissettireceksin, söylemek yetmez...
Sevdayla közleneceksin, kor olmak yetmez...
Sevda uğruna yaşayacaksın, her türlü zora katlanarak..
Hem de öyle bir yaşayacaksın ki sonuna kadar...
Tıpkı aşk nedir diyene Mevlâna’nın: “Ben olda bil” dediği gibi… Bu kara kuru kızın neyini sevdin diyen adama Mecnun’un “sen ona bir de benim gözümle bak dediği gibi, Keremin Aslı için alev olup cayır cayır yanması gibi yaşamak. ..
Böyle sevmeyeceksen giderken yüreğimi bana bırak öyle git emi… sen o yüreği taşıyamazsın öyle sevmiyorsan eğer….
October 09

haberin varmı?

*Sen gideli buralarda yeller esiyor
Sen gideli bu gönlüm hasret çekiyor
Sen gideli yüreğim yandı sönmüyor
Eridim kül oldum haberin varmı

Sen gideli birgün yüzüm gülmedi
Sen gideli kederim çilem bitmedi
Sen gideli hasretin biran dinmedi
Bir zalime kul oldum haberin varmı

Sen gideli bu dünya karanlık bana
Sen gideli yaşamak zehroldu bana
Sen gideli mutluluk uzak ayhan a
Acılarda tükendim haberin varmı

Sen gideli yollar dikenli taş oldu
Sen gideli hasret gözümde yaş oldu
Sen gideli yediğim zehirli aş oldu
Zehir oldu bu dünyam haberin varmı*

October 04

Zoruna mi Gitti Adam Gibi Sevmek?

Gittiğinden
beri hiç aramadın
Hangisinin koynundaydın da beni hatırlamadın
Kolay mı sandın umutsuzca beklemek
Söyle zoruna mı gitti adam gibi sevmek???

Giderken gidiyorum demedin
Severken seviyorum demedin
Aslında seviyormuydun bilemedim
Seni seviyordum buydu tek bildiğim...

Kimseyi görmezdim kör olurdu gözlerim
Seni görünce
Kimseyi duymazdım
Sesin kulaklarıma gelince

Seni böyle delicesine severken
Beni bırakıp gitmen de niyeydi
Söyle zalim
Adam gibi sevmek zoruna mı gitti???

(SEVDİĞİN TARAFINDAN TERK EDİLMEK BİR BEDENİ CEHENNEM ATEŞİNDE YAKMAK
GİBİ...)
"Seni diğerlerinden farksız yapmaya''
bütün gücüyle çalışan bir dünyada
kendin olarak kalabilmek
dünyanın en zor savaşını vermek demektir.
Bu savaş başladı mı, artık hiç bitmez"

October 01

Sensizlikle Terbiye Ettim Yüreğimi

Üzerine kurulmuş bir hayattı benim ki. Nefes aldığında nefes alıyor,
güldüğünde gülüyor, üzüldüğünde kahroluyordum. Seni tanıdığımda doğmuş,
sensiz kaldığım her an yeniden ölmüştüm.
Sensiz kalmak... Ne çok yokladı beni bu acı! Başını alıp gittiğin zamanlarda
beni de bensiz bırakıyordun. Seni beklemekten başka bir de kendimi bulmam
gerekiyordu. Yalnızca fiziksel değildi gidişlerin. Yanı başımdayken
gidiveriyordun birden bire uzaklara. Aklın, kalbin, düşüncelerin
gidiveriyordu, ellerin ellerimdeyken bile. Bilemediğim o yerlere gidiyordun
ansızın. Kaybolmuş çocuklar gibiydim o zamanlarda. Dörtlüğünü bulamamış
mısralar gibi anlamsız bir hayat kalıyordu bana yalnızca.
Benimse sabırla söylediğim şarkı aynıydı;
Hep aranan hep özlenen/ Gelir diye yol gözlenen/Öldürse de çok sevilen/
Sizden biri...
Sorgusuzca bekledim. Neden gittiğini, nereye gittiğini, ne zaman geleceğini
sormadan, sadece bekledim. Nefes alacağım zamanı bekledim.
Her gelişin şenlik, her dönüşün bayramdı sanki. Sen de çok sevmesen gelir
miydin hiç? Özlemesen benim kadar döner miydin?
Gidişlerine bahaneler bulmak en iyi yaptığım şeydi benim. Mecbur olmasan
bırakıp gitmezdin ki beni sen. Vardı mutlaka kendince sebeplerin. Önemli
olan gelmendi. Dönmüştün ya artık. Ne önemi vardı neden gittiğinin!
Şimdi anlıyorum ki, bu senin sevdiğin bir oyundu. Her gidişte geride
bekleyenin olmasını seviyordun sen. Geleceğin yer aynı, bekleyen aynı,
bulacağın sevgi aynıydı çünkü. Kendini güvende hissettirdi, gururunu okşadı.

Aslında bir küçük çocuk gibiydin. Dolaba saklanıp annesini korkutarak
sevgisini ölçmeye çalışan bir çocuk gibi. Sınırlarımı ölçmek istedin her
seferinde. Ne kadar sevdiğimi görmek istedin. Daha ne kadar dayanabileceğimi
sınadın.
Fark edemediğim ise; hiçbir sevginin beslenmeden büyümediğiydi. Ben kendim
besledim sevgimi, senin için büyüttüm. Kara kıştan, sert rüzgârlardan, yakan
güneşten korudum senin için. Sen bir damla su bile vermedin. Kurak
topraklara benzedi yüreğim, bir küçük çiçeğin bile büyüyemediği
topraklara... Güneşe döner gibi yüzümü döndüm sana, sen bulutların ardına
saklandın.
Ve ben derin uykumdan uyandım bir sabah. Anladım ki sevgimle birlikte bende
kuruyor, ölüyorum. Sensiz olmaz derdim, baktım ki bensiz olmuyor. Daha fazla
almadan benden beni bu sevda, koparıp attım ne varsa içinde yüreğimin,
kanata kanata.
Şimdi sensizlikle terbiye ettim yüreğimi. Herkes gibi yaşamayı öğreniyorum
yeniden. Kaçırdığım hayatı yakalamaya çalışıyorum. Sensiz nefes almayı
başarmayı, günün, güneşin, yağmurun, karın tadını çıkarmayı öğreniyorum
sensiz. Dolaştığımız yerlere yalnız gidiyorum, ağlamamayı öğretiyorum
gözlerime. Seni hatırlatan şarkılar çaldığında dimdik duruyorum artık.
Parçalara ayrılmıyorum gökyüzünü yalnız seyrederken.
Her şeyi öğretebildim kendime de; bir her sabah uyandığımda aklıma düşmeni
engelleyemedim daha, bir de rüyalarıma girmeni.
Merhaba derken hayata yeniden, senin için söyleyecek tek sözüm var
artık."Hoşça kal sevdiğim, nefesim, hayallerim, tek gerçeğim. Hoşça kal her
şeyim!"

 
Photo 1 of 42